Çek Cumhuriyeti; Bohemian Switzerland

Ben dağcı değilim, sıkça ormanda doğa yürüyüşü yapıyorum desem yalan olur, fakat bir fotoğraf gördüm, doğal kapı şeklinde bir kaya, bayıldım! Baktım nasıl gidilir? Tur var, turla gidelim, tamam, turu ayarladık: Aventour. Açık söyleyeyim turdan memnun kalmadık, eksik bilgi verdiler konaklama hakkında, rehberlik hizmeti tam olarak verilmedi, bunun dışında iyiydi.

Şimdi size 6 kişilik turla gittiğimiz, bayıldığım, o güzel yerleri anlatacağım.

Ama önce biraz coğrafi bilgiye ihtiyacımız var. Bu işin A’sından başlayalım, Çek Cumhuriyeti, Prag nerededir? Nereye düşer?

Çek Cumhuriyeti, Avrupa’nın göbeği Orta Avrupa’da yer alır. Başkenti Prag’tır, tüm ülke Bohemia, Moravia ve Czech Silesia isimlerindeki bölgelere ayrılmıştır. Aşağıda haritasını sizinle paylaşıyorum.

 

1200px-Czech_Rep._-_Bohemia,_Moravia_and_Silesia_III_(en)
Çek Cumhuriyeti Bölgeler Haritası

Gördüğünüz gibi ülkenin büyük bölümü Bohemia adını verdikleri bölgeyle kaplı. Biz de bu bölgenin Almanya sınırına yakın olan “Bohemian Switzerland” adındaki kısmına gittik.

Bohemian Switzerland

Bohemian Switzerland devasa bir ulusal park. İçerisinde görülmesi, yürünmesi gereken bir çok yer var. Size ulusal parkı işaretledim, aşağıdaki haritada bulabilirsiniz. Parkın bir kısmı Bohemian Switzerland, diğer kısmı ise Saxon Switzerland.

Ulusal park haritası

Bohemian Switzerland aynı zamanda Czech Switzerland olarak da biliniyor ve Çek Cumhuriyeti’nin kuzey batısında Dresden’e yakın bir yerde. Çekya-Almanya sınırındaki en son büyük şehir olan Decin isimli kentten ulusal parka otobüsle gidebiliyorsunuz, yarım saat-kırk dakika kadar yolculuk sürüyor. Decin’e nasıl giderim derseniz; Prag’tan trenle yapacağınız bir buçuk saatlik yolculukla derim size.

Keyifli, yemyeşil bir tren yolculuğuna hazır olun!

Ulusal parka nasıl gideceğimizi öğrendik. Şimdi gittiğimizde nelerle karşılaşacağımızı bilmeliyiz ki, ona göre hazırlık yapalım. Öncelikle çok iyi bir dağ, tepe tırmanış ayakkabısına ihtiyacınız var, conversle falan gideyim demeyin, düzgün bir yürüyüş ayakkabı edinin. Yağmurluğunuz olsun. Dağ, tepe tırmanacağınız için rahat edeceğiniz kıyafetler tercih edin, çantanız ağır olmasın. Bir de ormana gireceğiniz için yiyecek bulamazsınız, yanınıza atıştırmalıklar alın.

Ulusal park çok büyük, Saxon tarafını da gezeceğim derseniz 2 gün yetmez. Biz Bohemian Switzerland kısmını 2 günde zor gezdik. İlk gün 20 km, ikinci gün 8 km kadar yürüdük. Bunları düz yol gibi düşünmeyin, sürekli inip çıkma halinde oluyorsunuz, bildiğiniz tırmanıyorsunuz. Biraz da kondisyon gerektiriyor açıkçası.

Şimdi gelelim ulusal park nasıldı sorusuna, çok güzeldi, o kadar net ki! Filmlerdeki gibiydi, her şey 3D renklerindeydi. Parkın içinde bir de ceylan gördük, doğal yaşamda o kadar yakındık ki ona, inanılmaz hissettirdi. Bir canlı, bir hayvan bu kadar mı harika olur!

Bir de ulusal parkın içinde bilhassa görülmesi gereken, yolların oralara çıktığı yerler var. Bunlar;

1- Pravcicka brana (Prebischtor – Prebisch kapısı)

2- Kayalıkların tepelerine yerleştirilmiş kulübeler (Mariina skala-Marienfelsen)

3- Tekne gezintileri (Divoka souteska -Wilde Klamm-, Edmundova souteska -Edmunsklamm-)

Bu bahsettiğim yerleri haritada bulabilirsiniz.

Biz de bu yerleri gezdik, sırasıyla size anlatacağım.


1. GÜN

Öncelikle Decin’den bindiğimiz otobüsten  “Schmilka” civarında indik. İndiğimiz durak Prebisch kapısına nispeten yakındı, fakat bu sizi aldatmasın, zira yürüyüşün en başı en zorlu kısmıydı. Yokuş yukarı tırmanmaya çalışmak…kıpkırmızı oldum 🙂

Otobüsten çok büyük bir topluluk halinde indik, hafta sonu yürüyüşe gelen insan sayısını ve profilini görünce kendimden utandım. Öncelikle çok kalabalıktı ve 50-60-70 yaşlarında insanlar, küçücük çocuklar, köpekler o tepeleri bir hızla tırmanıyorlardı ki görseniz şaşar kalırdınız.

Efendim bu kadar anlattık şimdi gezdiğimiz yerleri görme zamanı geldi. Öncelikle söyleyeyim fotoğraflarda hiçbir filtre, hiçbir oynama yok, nasıl çektiysek öyle yükledim. Renkler fotoğrafta gördüğünüz gibiydi.

Ormana dalıyoruz birden, ağaçların kökleri inanılmaz, bizi hayrete düşüren ilk şeylerden biri!

Dev ağaçlar, hani arabayla yolda gidersiniz de bir orman görürsünüz sık ağaçlarla kaplı, işte biz o ormanın içindeydik!

Arada güneşin aydınlattığı doğa insana sükunet içinde kalmayı öğretiyordu!

Yavaştan Prebisch kapısına yaklaşıyoruz;

Kapının yanında bu restaurant var, kapı sağda kaldı.

Ve işte insan eli değmemiş, doğanın kendi yaptığı kapı! Bu arada bileniniz varsa Narnia Günlükleri’nin bir kısmı burada çekilmiş!

Kapının farklı bir açıdan fotoğrafı.

Bu fotoğrafın çekildiği yerde, buradakine benzer bir kaya üzerine balkon yapılmış. O balkondan harika bir manzara vardı. Dayanamadığım bir sürü fotoğraf, video çektim. Sizinle videosunu paylaşacağım;

Şu ilerideki sarı tarla çiçeklerle kaplı, ondan sapsarı, biliyor musunuz?

Önümüzde uçsuz bucaksız yeşillik, ton ton, derya gibi..

Dev kayalar, insan kendini onların arasında küçücük hissediyor!

Ben yorgun ama keyifliyim 🙂

Zirvede olmaktan mutluyuz.

Daha sonra geldiğimiz yere geri iniyoruz, açız, buradaki restaurantta yemek yiyeceğiz. İsteyen şu küçük, yeşil kulübeden içeceğini alıp yanında getirdiklerini yiyebilir.

Biz restaurantta yemeği tercih ediyoruz. Ben dana gulaş yemeği (Bir çeşit et sote gibi) tercih ediyorum, fiyatı çok pahalı değil, 20-25 TL arası. Ancak yemek için muhteşemdi diyemeyeceğim, idare ederdi.

Yemekten sonra yürüyüşümüze devam ediyoruz. Yavaş yavaş nehire yaklaşıyoruz. Gördüğümüz ufak ufak sulardan sonra karşılaştığımız nehir manzarasıyla büyüleniyoruz.

Evet gerçekten yeşil aynen böyle bir yeşil!

Oturup dinlenen manzarayı seyrediyor.
Sohbet de güzel gibi görünüyor..
Of of! Karadeniz gibi, canım Karadeniz, aklıma düştü şimdi..

Bir bakıyoruz bineceğimiz tekneye gelmişiz. Ulusal parkta iki defa kısa sürelerle kayık kullanıyorsunuz. Yürüyecek yol yok, kayığa binip iniyor ve tekrar yürüyorsunuz. Bu iki defa yapılıyor. Resimdeki ilk kayık gezisi.

Manzara tam olarak böyle..

Kulübe bilet gişesi..

Kayıklar da böyle.. Bu abi de kayığı kullanan kişi..

Ve biz tura başlıyoruz, yeşilin binbir tonu burada..

Ufak da bir şelalemiz var 🙂

Kayıktan iniyor, biraz yürüyoruz, ardından ikinci tur başlıyor..

Bu seferki kayık daha eğlenceliydi, tekneyi kullanan adam inanılmazdı, hem çok güzel rehberlik yapıyor hem de mızıka çalıyordu..

Kayıkla muhteşem yerlerden mızıka eşliğinde geçiyoruz..

İlginç heykeller karşımıza çıkıyor..


KALDIĞIMIZ EV

Bu seyahatle ilgili aldığım en çok soru kaldığımız evle alakalı oldu. Kaldığımız ev çok beğenildi, evet biz de beğendik. Ancak birtakım gerçekleri açıklamanın zamanı geldi, zira dışarıdan çok minnoş görünen bu evin içi çok kullanışlı değildi. Üst kat yatakhane stayla, alt katta mutfak, oturma odası bir aradaydı. Tuvalet dışarıdaydı, duş da öyle.. Biz yine de çok keyif aldık, o başka.

İşte evimiz;

Oturma odası ve mutfak bir arada alt kat.
Şöminesi de var minnoşun.

Buradan üst kata çıkıyoruz.

Üst kat yatakhane 🙂

Ah o pencereler..

İçi ayrı, dışı ayrı güzel, yudumladığımız kahvenin tadını başka yerde alamayız sanırsam..


2. GÜN

Gün içinde inişli çıkışlı 20 km yol yürümüşken yerimizi çok yadırgadığımız söylenemez. Biz alt kattaki mutfaklı kısımda uyuduk, doğanın içinde güzel bir uyku çektik. Ben sabah kalktım aşağıdaki manzaraya karşı yoga yaptım. Sanırım yaptığım en güzel yogaydı. Çiğ düşmüş çimlere çıplak ayakla bastım, ayaklarım sırılsıklam oldu. Bu anları  aklıma kazıdım, unutamayacağım..

2. günkü rotamız biraz daha kısa olmasına rağmen çok fazla inişli, çıkışlı olduğu için inanılmaz yordu yine. 8 km kadar yürüdük. Devasa tepelere kondurulmuş kulübeleri gördük. Saat öğlen 12.00 gibi kaldığımız evin bulunduğu yere geri geldik, orada yemek yedikten sonra geldiğimiz gibi Decin üzerinden Prag’a geri döndük.

2. günde karşılaştığımız manzaralar da önceki günkü kadar güzeldi, şimdi sizi onlarla baş başa bırakıyorum.

İşte biz buralarda gördük o ceylanı 🙂

Bu merdivenleri tırmandık 🙂

Oraya yerleştirilmiş bir kulübe, tepede ve uzakta..

Kulübenin içinden görülen manzara, orada bir köy var uzakta..

Ne kadar yüksekte olduğumuzu gösteren bir fotoğraf..

Az önce uzaklarda gördüğünüz kulübeye yürüdük, fakat ben kulübeye tırmanamadım çünkü sarp kayalıklardan geçmek bana korku verdi. Ben biraz yüksekten korkarım da. Ama eşim Taner tırmandı, gurur duydum 🙂

Bu kulübeden sonra bir başka kulübeye geçtik. Burası çocukların da tırmanabileceği rahatlıktaydı ve kalabalıktı.

Kolay çıkılan kulübeden manzaralar

Dönüş yoluna geçtik, gördüğümüz manzaralardan ormanda bir dönem yangın olduğu anlaşılıyordu.

Ulusal park 2006 yılında büyük bir yangın geçirmiş.
İzleri hala duruyordu..

Bohemian Switzerland gezisi benim için kondisyon anlamında biraz kendini aşmak, gördüğüm yerlerin güzel ve huzurlu olmasından mütevellit biraz çıtayı yükseltmek, biraz da doğanın içinde olmak nasıl bir duygu, onu yaşamak oldu. Çok sevdim, tüm kalbimle sevdim..Yeri geldi gözümden yaş gelene kadar zorlandım, canım yandı, ama zirveye ulaştığımda mutluluktan kalbim yerinden çıkacaktı. Huzur içinde döndüm, ancak yeniden gideceğim…Sizin de görmenizi çok isterim.

Duygu

Facebooktwitter

Bir Cevap Yazın