Fransa; Yvoire

Şimdi anlatacağım yer inanılmaz bir güzelliğe ve dinginliğe sahip, turist kalabalığından uzakta (en azından biz gittiğimizde öyleydi). 

Yvoire, hala kendi çağını -ortaçağı- yaşayan bir Fransız köyü. Eğer yolunuz düşerse zaten küçük, kolaylıkla gezip sonra da Leman Gölü’nü seyre dalabilirsiniz.. 

Biz buraya Chillon Şatosu’ndan geldik, İsviçre Seyahatini anlatırken buradan bahsetmiştim, isterseniz buradan da tıklayın görün. Leman Gölü, birçok güzel yerleşim yerine kucak açmış vaziyette, biz Chillon Şatosu’ndan ayrıldıktan sonra Yvoire’ye doğru giderken, çok güzel yerlerden geçtik, bunlardan biri de Evian -hani şu suyu olan, kaynağı burası-, biz geçip gittik yanından siz nolur geçmeyin, içine girin keşfedin, yanından geçerken bile harika gülümsemesiyle etkiledi bizi..

Gelelim Yvoire’ye, 700 yıllık bir köy burası, ortaçağdan kalma, Avrupa’nın en iyi çiçeklendirilmiş köyü ödülüne sahip, zaten bu güzelliğin ödüllendirilmemesi haksızlık olurdu diye düşünüyorum. 

Köye girmeden çok yakında açık bir otopark var, biz yaklaşık 2 saat için 2,40 euro ödedik buraya, arabamızı pak edip köyün girişine doğru yürüdük. 

Otoparktan çıkınca bu yolu yürüyüp köyün girişine geldik
Daha köye girmeden gördüğümüz yerler az sonra göreceklerimiz hakkında bize fikir verdi
 
Köyün etrafı surlarla çevrili, bir de kapısı var, lütfen kapıdan buyrun; 
Yvoire’nin girişi
 
Yvoire girişi

Biz de buyurduk efendim;

 
 
 
İçeri girince zaten köy güzelliğiyle başınızı döndürüyor, başınızın dönmesinde sürekli sağa sola bakıp durmanın da etkisi var tabi.

Köy, uzun yıllar Savoy Krallığı’na bağlıymış, 19. yy’da Fransız egemenliğine geçmiş, köyde 11. yy’dan kalma bir kilise (St. Pancrace-Pancras Church), bir de 14. yy’da Savoy Kontu 5. Amedee tarafından yaptırılmış bir şato var, şato dediysem de siz önceden gördüğünüz şatoları burada unutun, bu şato görkemli olmaktan çok şirin kategorisinde. 

Madem tarihinden biraz bahsediyoruz, önce size köyü tanıtayım ardından ödül almış sokaklarını gezersiniz. 

Önce Yvoire Şatosu; şöyle söyleyeyim şatoda 1591 yılında yangın çıkmış, yangından sonraki hali (kendisi internetten arakladığım bir fotoğraftır haliyle); 

Buna şato demeye bin şahit ister tabi 🙂

1900’lere kadar şato yenilenmemiş, bakımsız şekilde kalmış, bu arada şunu da söylemek gerekir 17.yy’dan itibaren burası Bouvier ailesinin mülkiyetindeymiş, halen daha öyle ve ziyarete açık değil.

Şato, 20. yy’da eski haline getiriliyor (sanırım 1939 gibi), aşağıda yine internetten alıntı bir fotoğraf var şatoyu net bir şekilde görebilmeniz için; 

Şatonun günümüzdeki hali

Dediğim gibi şato özel mülk olduğu için ziyarete açık değil, ancak sahipleri bir güzellik yapmışlar “Beş Duyu Bahçesi” adıyla şatonun bahçesini ziyarete açmışlar (maalesef yine internetten bir fotoğraf aşağıdaki); 

Beş Duyu Bahçesi’ni ziyaret ederek koklama, görme, duyma, dokunma ve tatma duyularınıza hitap eden bir deneyim yaşayabilirsiniz.

İnternetten alınan fotoğraflar hakkında biraz açıklama yapayım, aşağıda şatonun bizim kameramızdan çıkan görüntülerini de göreceksiniz, ama ben buraya bunları ekledim, sebebi şu; biz gittiğimizde hava kararmak üzereydi bu yüzden fotoğraflarımız çok iyi çıkmadı, size Yvoire’yi anlatırken zihninizde daha iyi canlanmasını istediğim için de bunları ekledim..Bu seferlik idare edin. 

Yvoire’nin bir de meşhur kilisesi var, 13. yy’dan kalma St. Pancrace (Pancras) Kilisesi, kilisenin tepesinde altın kaplama bir horoz var. 

St. Pancrace (Pancras) Kilisesi
Bu da bizim kendisiyle selfie’miz olur 🙂

Yvoire ile ilgili daha fazla bilgiyi buraya tıklayarak edinebilirsiniz. Şimdi ben bizim gözümüzden tam da güneş batmak üzereyken görülen Yvoire manzaralarını sizinle paylaşıyorum.

Buradan lütfen, sokak sokak Yvoire; 

 
Bu sokaklar tam selfie’lik arkadaş
 
 
 
 
 
Ablam manzarayı bozmuşsun be
 
 
 
 
İnsan burada bir ömür geçirebilir 
Biz anca poz verebiliyoruz 🙂
 
Taner’den Yvoire Şatosu (Bence yukarıdakiyle yarışır o ayrı tabi)
 
Çok güzeldi, dayanamadım bu da 2. 🙂
 
Sokaklarda dolaşmaya devam, her yer restaurant, yemek seçeneği bol
 
Yvoire sakinleri çiçeklere çok düşkün görüldüğü gibi
Şuna bakın, çiçeğine kurban
 
Bu da Yvoire’nin bir başka kapısı

Bu arada bizim çocuklar yol üstünde sohbet edebilecekleri bir ablaya rastladılar, hemen fırsatı değerlendirdiler tabi; 

Abla durumdan pek memnun değil, İsmail’i dinlemiyor sanki
İsmailciğim, abla seni hiç takmıyor be 🙂
 
Abla sanırım Alev’in askerlik arkadaşı 🙂
 
Beş Duyu Müzesi hemen solda
  
Şehrin sonuna doğru bu restaurantı gördüğünüz sokaktan inin, tam buradan sola dönün sizi Leman’a nazır harika restaurantlar karşılayacak.
 
Biz girmediğimiz sokaklardan geri dönüş yoluna geçiyoruz
 
Kiliseye çıkan sokaklardan biri de bunlardan biri
 
Çek İsmail, çek, nasılsa bedava 🙂

Fakat çok fazla ilerleyemeden Leman’ın tam da Yvoire’ye dokunduğu yeri görüyoruz, hemen bizi etkisi altına alıyor, burada biraz gölün tadını çıkartıyoruz, bugün güneş bizim için tam da burada batıyor… 

Leman-Yvoire aşkı
 
tam da güneş batarken daha bir ortaya çıkıyor sanki
 
Bu birliktelik insana huzur veriyor
 
Ama ben huzurluyken bile şımarmadan edemiyorum 🙂

Yvoire böylece bitti, akşam oldu orada, mutluyuz, bize verdiği umut da cabası..

Facebooktwitter

Bir Cevap Yazın