İsviçre; Lugano

İsviçre’de gördüğümüz yerlerden biri de Lugano, bugün sabah Lugano’nun İtalyan tarafındaki otelimizden çıkıyor ve Lugano’ya gidiyoruz, buradan da Zürih’e geçeceğiz. 

Her ne kadar İsviçre’yi de anlatıyor olsam Lugano’nun yakındaki rakibi Como’dan da bahsetmek istiyorum. Como’yu ayrıntılı olarak anlatacağım, ancak burada söylemek istediğim şey şu; bana göre Como daha meşhur olmasına rağmen Lugano daha güzeldi. Yani Como’yu görün, ama Lugano’yu mutlaka görün! Lugano’da kesinlikle göl çok daha berraktı (İsviçre’nin genelinde olduğu gibi), şehir olarak ise Como belki bir tık ileride olabilir Lugano’dan.  

Neyse bu detayı da sizinle paylaştıktan sonra Lugano’yu anlatmaya geçebilirim diye düşünüyorum. 

Lugano’nun İtalyan tarafında bir otelde kaldık, Porto Ceresio diye bir yer burası ve biz buraya bayıldık, sakin, temiz, sevecen bir yer burası, yazlıklar var, insanlar yazlıklarında huzur buluyorlar belli ki.. 

Kaldığımız otelin adı Il Canneto detaylarını bu linkten kontrol edebilirsiniz, çok tatlı bir sahibesi vardı, İstanbul görmüş, beğenmiş bir hanım, bizi iyi ağırladı sağolsun, biz bu otelin 2 kişilik odasına 59 euro verdik, kahvaltı dahil, kahvaltısı da gayet güzeldi, taze kruvasan, meyve, yoğurt, güzel bir İtalyan kahvaltısı oldu bizim için. Otelin bir başka güzelliği göle yakın olması, etrafının huzurlu ama aynı zamanda canlı da olmasıydı. Birkaç fotoğrafla bunu size ispatlayabilirim. 

Otelimizin fotoğrafı

Lugano’nun gecesi (Porto Ceresio); 

Şimdi efendim otelden göl kenarına yürürken ilk gördüğümüz Octopus Pub oldu, bir teknenin içinde eğleniyorlardı, müzikler harikaydı, ben bayıldım, aklım kalmadı desem yalan, ama yorgunluktan giremedim
 
Octopus Pub’ı geçince güzel manzaralar bizi karşıladı, Lugano’nun gecesine vurulduk biz. 
Fotoğraf Taner’den sorulur
Aynı yer fakat çalışmaları öyle güzel ki eklemeden edemedim
Otelden azıcık yürüyünce gölün kenarına geliyorsunuz, gölün kenarında ise böyle güzel bir yürüyüş yolu var
 
Uzaktan gördüğümüz Porto Ceresio kilisesi
 
Yürüyüş yolunun bir kenarı göl iken bir kenarı yazlık evler, hepsi birbirinden güzel, bazısının arasından da böyle dar yollar geçiyor
 
Bazısının böyle terasları var, burada kahvaltı yaptığınızı düşünsenize
Efendim sanırım az biraz yürüyerek Porto Ceresio’nun merkezine geldik, bu bilinmez yerde Adıyaman Nemrut Kebapçısını görünce şaşırdık, gittik abilerin yanına -yurtdışında yapmadığımız şeydir-, biraz dinledik ne yapıyor diye kendi aralarında Türkçe konuşurken, müşterilerle İtalyanca cilveleşiyor gibi geldi bu abi 🙂 sanki ablaya biraz yürüyordu 🙂 abinin özel hayatını bir kenara bırakarak merhaba dedik İsmail, Alev ve ben, biraz şaşırdılar, sonra azıcık anlattılar, yıllar yıllar olmuş Türkiye’den göçeli, biraz unutmuşlardı sanki.. Veda edip ayrıldık..
 
Bu sırada havanın homurdandığını, gök gürültüsü ve şimşek ile farkettik, yağmur yağacaktı, yağmadan Taner gölden bir kare almayı başardı..
 
Kızgın Lugano

Yağmurun yağmasını beklemeden geri dönmeye karar verdik, ama yolda yakalandık… 

Uyuduk, Lugano’nun sabahına uyandık.. 

Sabah otelimizde kahvaltımızı yaptık ve saat 9 gibi çıktık otelden Lugano’nun merkezine doğru yol almaya başladık. Ancak çok ilerleyemedik 🙂 Yurt dışında en sevdiğimiz şeylerden biri olan market gezmesi yaptık İtalya’dan çıkmadan, İsviçre bizi korkutuyordu keza -maddi açıdan-.. İyi de yapmışız, yakınlarda büyük bir market bulduk, hemen daldık. Burası oldukça ucuzdu, güzel çikolatalar falan aldık, marketten ayrıldık, yolumuza devam ettik.. 

Eğer İtalya-İsviçre sınırındaysanız ve benzin alacaksınız, şunu unutmayın İsviçre’de benzin biraz daha ucuz, bu yüzden biz sınırı geçtikten sonra benzinimizi alıp devam ettik. Biz oradayken benzinin litresi 1,38 euro falandı. Tabi yanlış anlamayın İsviçre’de hayat yine de pahalı, siz İtalya sınırından çıkmadan market alışverişinizi yapmayı ihmal etmeyin. 

Bu arada benzini alırken bir kısmını GHF ile bir kısmını da EURO ile ödeyebildik, böylece elimizde fazla GHF’yi de kullandık, sizde de varsa ve fakat satın alacağınız şey için yeterli değilse bile teklif etmekten çekinmemenizi tavsiye ederim, bizden bu şekilde ödeme kabul ettiler. 

Benzimizi aldıktan sonra Lugano’nun merkezine doğru yola çıktık.  

Lugano’da yollar

Nihayet Lugano’ya vardık…Lugano’ya vardığımızda aracımızı kapalı otoparka park ettik, yaklaşık 2 saat için 3,0 GHF otopark parası ödedik burada.   

Otopark çıkışında çok tatlı bir kız çocuğuyla karşılaştık, kasıtlı olarak çocukların fotoğrafını çekmemeye özen gösteriyorum ama annesinden aldığım cesaretle bir kare alıyorum, o kadar tatlı ki, maşallah… 

 

Bu şirineyi gördüğümde aklıma İsviçre’li çıplak ayaklı çocukların yakın zamanda okuduğum hikayesi geliyor, hüzünleniyorum. Sevim Akyürek’in Evrensel Kültür Dergisi’nde yayınlanan yazısında karşılaşıyorum bu hikayelere (ayrıntısına bu linkten ulaşabilirsiniz). 

Kısaca size de bahsedeyim; bu hikayeler medeni İsviçre’nin karanlık yüzünü anlatıyor.. 

Başrolde İsviçre’nin çıplak ayaklı çocukları var, Heidi gibi, düşünün onun da ayakları çıplaktı, işte bu çocuklar, yani Verdingkinder, çevirisi Sözleşmeli Çocuk’lar..  

İsviçre’de 18. yüzyılın sonundan 1960’lara kadar bu çocukların emeği sömürüldü, çocuklara karşı sayısız suçlar işlendi..Devlete borcu bulunun ya da boşanan çiftlerin, fakir ailelerin çocukları, yetimler, ailesi cezaevinde olanlar, kendisi suç işleyen çocuklar, devlet ve kilise vasıtasıyla çalıştırılmak üzere başka ailelerin yanına yerleştirildiler. Papazların önderliğinde ailelerden toplanan çocuklar çiftliklere kiralandılar, çocuk pazarlarında satıldılar ve bundan sonra da işkence gördüklerinde, tecavüze uğradıklarında seslerini duyan olmadı, hiç konuşulmadılar bile.. 

Uygulama bir süre sonra sona erdirilmiş.. Ancak elbette ki açılan yaralar kapanmamış, şimdilerde ise İsviçre geçmişiyle yüzleşir vaziyette. 

Velhasılıkelam dünyanın her yerinde görünen o ki; insanın insana yaptığı zulümler yüzünden çekilen acılar hep aynı. 

Neyse yaşamın kötü tarafını bir kenara bırakıp gezmenin ilacımız olacağını umut ediyorum… 

Lugano’nun sokaklarına dalabiliriz artık; 

Sokak aralarında pazar yerindeki gibi kurulan güzel tezgahlar vardı
 
Kıyafet tezgahları da vardı
Yine başka bir pazar tezgahı, bu tezgah biraz dandik geldi bana:)
Böyle güzel çiçek tezgahları da vardı, sevdiğinize bir gül almaz mıydınız 🙂
Amca bana bi kilo şeftali demek istedim, diyemedim 🙂
Dükkanlarının önü böyle şenlikliydi
Böyle güzel pastaneleri vardı
Biz yemedik ama yemek yemek isteyenler için restaurantlar vardı
 
 
Geniş meydanları vardı Lugano’nun
 
Böyle caddeleri
 
Kiliseleri
Güzel binaları
Parkları
Havuzları
Dar sokakları

Buralardan geçiyoruz, göle yaklaşıyoruz; 

Göl yolun karşısında
Bu arada gölün karşısında teleferik çıkışı var, isteyenler buyurabilir

Biz buraları geçip nihayet göle ulaşıyoruz, göl bir harika, berrak mı berrak, içinde kuğular, ördekler geziyor.. 

Göl manzarası
Göl manzarası
Göl manzarası
Göl manzarası
İsteyene gölün kenarında yürüyüş yolu var
Minik bir iskele var
Lugano’da tur yapabilirsiniz, anladığınız kadarıyla 🙂 detaylar burada
Diğer seçenekler de mevcut
 
Biz buraları gezerken, tüm bunlara bakarken yorulduk ve sıcaktan bunaldık tabi, İsmail çözümü buldu 🙂  
Sıcaktan bunalan İsmail 🙂
Sıcaktan bunalanlar olarak bu parkta otursak dedik
Yahut bu bankta, göle nazır
 
Ya da daha iyisi var, binsek gitsek?
 
Binemedik, kaldık mı? Kalmadık Zürih’e doğru toparlandık gittik 🙂
Facebooktwitter

Bir Cevap Yazın